Emirhan
New member
Fonoloji ve Fonetik Arasındaki Fark: Bir Köyün İki Sesi ve Dilden Doğan Büyük Keşif
1. Bir Sabah Başlayan Dil Macerası: Aynı Kelime, Farklı Anlamlar
Geçenlerde dilin hayatımızdaki yerini yeniden düşünmeme neden olan bir hikâyeyle karşılaştım. Belki sizin de başınıza gelmiştir: Bir kelime söylersiniz, karşınızdaki kişi sizi yanlış anlar. Siz aynı kelimeyi söylediğinize eminsinizdir ama o, bambaşka bir şey duyduğunu iddia eder. İlk başta bunu basit bir telaffuz meselesi sanırsınız. Oysa dilin içine biraz daha yaklaştığınızda, seslerin yalnızca nasıl çıkarıldığının değil, bir toplumda nasıl anlam kazandığının da önemli olduğunu fark edersiniz.
Bugün size fonetik ve fonoloji arasındaki farkı bir ders kitabının kuru tanımlarıyla değil, küçük bir Anadolu kasabasında yaşanan ilginç bir olay üzerinden anlatmak istiyorum. Hikâyemizde bir öğretmen, bir mühendis, bir dil araştırmacısı ve yıllardır kasabanın hafızasını taşıyan bir esnaf var. Her biri aynı sesleri farklı biçimlerde yorumluyor. Üstelik hiçbiri bütünüyle haksız değil.
Kasabanın adı Gökdere olsun. İnsanların birbirini tanıdığı, sabahları fırın önünde sohbetlerin uzadığı, farklı kuşakların aynı sokaklarda farklı kelimeler kullandığı bir yer burası.
Bir gün kasabanın kültür merkezine eski bir ses kayıt cihazı getiriliyor. Cihaz, yıllar önce yapılmış bir sözlü tarih çalışmasından kalma. Kayıtlarda kasabanın yaşlıları, eski gelenekleri, düğünleri ve günlük yaşamı anlatıyor. Ancak kayıtların bir bölümünde ilginç bir anlaşmazlık ortaya çıkıyor: Bazı kelimeler bugünün gençlerine farklı geliyor. Kimi kelimelerin sonundaki sesler yutuluyor, kimi sesler uzatılıyor, kimi sözcüklerse neredeyse başka bir biçime dönüşüyor.
Kültür merkezinde çalışan Elif, kayıtları dinlerken şöyle düşünüyor:
“İnsanlar aynı dili konuşuyorsa birbirlerini neden bazen bu kadar farklı anlıyorlar? Ses mi değişiyor, yoksa bizim sesi yorumlama biçimimiz mi?”
İşte fonetik ve fonoloji arasındaki ayrım tam bu noktada başlıyor.
2. Elif'in Keşfi: Fonetik, Seslerin Fiziksel Dünyasıdır
Elif, kasabanın okulunda Türkçe öğretmenliği yapan, öğrencilerinin yalnızca doğru konuşmasını değil, kendi seslerini rahatça kullanabilmesini de önemseyen biriydi. Kültür merkezindeki kayıtları incelerken ses bilimi üzerine çalışan arkadaşı Deniz'den yardım istedi.
Deniz, üniversitede dilbilim eğitimi almıştı. İlk buluşmalarında Elif'e karmaşık terimler sıralamak yerine bir deney önerdi.
Masaya iki bardak koydu ve şöyle dedi:
“Şimdi ikimiz de aynı kelimeyi söyleyelim. Ardından sesimizin nasıl oluştuğuna bakalım.”
Elif, “masa” dedi. Deniz de aynı kelimeyi tekrarladı.
Deniz, seslerin oluşumunda dilin, dudakların, dişlerin, damağın, ses tellerinin ve hava akımının rolünü anlattı. İnsan konuşurken akciğerlerden gelen hava, ses yolundaki çeşitli organların hareketleriyle biçimleniyordu. Bu hareketler, kulağımızın algıladığı ve ölçülebilen sesleri ortaya çıkarıyordu.
“Fonetik,” dedi Deniz, “konuşma seslerini fiziksel özellikleriyle inceler. Ses nasıl üretiliyor, havada nasıl yayılıyor ve kulağımız tarafından nasıl algılanıyor? Fonetiğin temel soruları bunlar.”
Elif merakla sordu:
“Yani ben bir kelimeyi daha kalın sesle söylersem ya da bir sesi biraz uzatırsam, bu fonetiğin alanına mı giriyor?”
“Evet, bu tür değişikliklerin fiziksel yönü fonetikle ilgilidir. Elbette bunların dilde nasıl bir işlev taşıdığına bakmaya başladığımızda fonolojiyle de ilişki kurarız.”
Deniz daha sonra telefonundaki bir ses analiz uygulamasını açtı. Elif'in söylediği kelimenin ses dalgasını gösterdi. İki kişinin aynı kelimeyi söylemesine rağmen ses kayıtlarının birebir aynı olmadığını fark ettiler.
Birinin sesi daha ince, diğerininki daha kalındı. Bazı seslerin süresi değişiyordu. Sözcüklerin vurguları da birbirinden farklıydı.
Elif şaşırdı:
“Demek ki aynı kelimeyi söylesek bile ortaya çıkan fiziksel ses tamamen aynı olmuyor!”
Deniz başını salladı.
“Kesinlikle. Bir insanın yaşı, ses yolu, konuşma alışkanlıkları, konuştuğu ortam ve duygusal durumu bile sesin fiziksel özelliklerini etkileyebilir. Fonetik, bu farklılıkları incelememize yardımcı olur.”
Bu sırada kültür merkezinin kapısı açıldı. İçeriye kasabanın eski saatçisi Kemal Usta girdi. Elindeki eski bir ses kaydını masaya bıraktı.
“Ben bu konuşmaları çocukluğumda da duyardım,” dedi. “Ama gençler şimdi bazı kelimeleri başka türlü söylüyor. Acaba eskiler mi yanlış konuşuyordu?”
Deniz gülümsedi.
“Bir sesin farklı söylenmesi, tek başına yanlış konuşulduğu anlamına gelmez. Önce bu farklılığın hangi koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekir.”
Bu cümle Elif'in aklında kaldı. Çünkü dil, yalnızca kurallardan oluşmuyordu; insanların bedenlerinde, yaşadıkları çevrede ve gündelik ilişkilerinde de hayat buluyordu.
Peki siz hiç kendi sesinizi bir kayıttan dinleyip şaşırdınız mı? Konuşurken hissettiğiniz sesle dışarıdan duyulan sesin farklı olması, fonetiğin günlük hayatımızdaki en tanıdık örneklerinden biri sayılabilir.
3. Murat'ın Yaklaşımı: Fonoloji, Seslerin Dil İçindeki Görevidir
Ertesi gün kültür merkezine Murat geldi. Murat, kasabanın belediyesinde çalışan bir inşaat mühendisiydi. Sorunları parçalara ayırarak incelemeyi, ölçülebilir veriler toplamayı ve uygulanabilir çözümler üretmeyi severdi.
Elif, ona eski kayıtlardaki kelime farklılıklarını anlattı.
Murat hemen bir not defteri çıkardı.
“Önce farklı söylenen kelimeleri listeleyelim. Sonra hangi seslerin değiştiğini belirleyelim. Ardından bu değişikliklerin anlamı etkileyip etkilemediğini kontrol edelim.”
Elif gülümsedi.
“Sen daha baştan bir araştırma planı hazırladın!”
“Bir problemi anlamanın ilk adımı, neyin değiştiğini belirlemektir,” diye karşılık verdi Murat.
Deniz, Murat'ın önerisini duyunca önemli bir ayrıntı ekledi:
“Tam da burada fonoloji devreye giriyor. Fonoloji, bir dildeki seslerin nasıl düzenlendiğini, hangi ses karşıtlıklarının anlam ayırdığını ve seslerin hangi kurallara göre değiştiğini inceler.”
Bunu açıklamak için Türkçeden iki kelime örneği verdi: bal ve dal.
İlk kelimenin başındaki /b/ sesi ile ikinci kelimenin başındaki /d/ sesi değiştiğinde kelimenin anlamı da değişiyordu. Bu nedenle Türkçede /b/ ve /d/, bu örnekte anlam ayıran ses birimleriydi. Dilbilimde bu tür anlam ayırıcı ses birimlerine fonem denir.
Murat, defterine iki kelimeyi yazdı.
“Yani burada önemli olan yalnızca iki sesin fiziksel olarak farklı olması değil, bu farkın kelimenin anlamını değiştirmesi.”
“Evet,” dedi Deniz. “Fonoloji, seslerin dil sistemindeki işlevine odaklanır.”
Murat bu kez başka bir soru sordu:
“Peki, aynı fonem farklı insanlar tarafından biraz farklı telaffuz edilirse ne olur?”
Deniz, bu sorunun konunun en önemli noktalarından birine ulaştığını söyledi. Bir fonemin farklı fiziksel gerçekleşmeleri, belirli koşullarda anlamı değiştirmeden ortaya çıkabilir. Bu tür gerçekleşmeler dilbilimde alofon olarak adlandırılır.
Başka bir ifadeyle, konuşan iki kişinin aynı ses birimini tam olarak aynı biçimde üretmesi gerekmez. Seslerin fiziksel farklılıkları, dilde her zaman anlam farklılığı yaratmaz.
Elif, bir süre sessiz kaldıktan sonra şöyle dedi:
“Demek ki fonetik bize sesin nasıl duyulduğunu ve üretildiğini anlatırken fonoloji, o sesin dilde ne işe yaradığını anlamamıza yardım ediyor.”
Deniz, “Aynen öyle,” diye karşılık verdi.
Murat ise defterine büyük harflerle şu cümleyi yazdı:
Fonetik sesin fiziksel özelliklerini, fonoloji ise sesin dil sistemi içindeki işlevini inceler.
Bu cümle, Gökdere'deki araştırmanın temel ilkesi hâline geldi.
4. Aynı Ses, Farklı Dünya: Dilin Tarihsel ve Toplumsal Yüzü
Araştırma ilerledikçe Elif, Murat ve Deniz eski kayıtların yalnızca telaffuz farklılıklarını değil, kasabanın geçmişini de taşıdığını fark ettiler.
Kayıtlarda farklı yaşlardan insanlar konuşuyordu. Bazıları köy yaşamını anlatırken yerel söyleyiş özelliklerini koruyor, bazıları şehirde çalışmaya başladıktan sonra edindikleri konuşma alışkanlıklarını kullanıyordu. Gençlerin konuşmalarında ise okul, televizyon, internet ve farklı şehirlerden gelen arkadaşların etkisi hissediliyordu.
Elif, kayıtları dinlerken kendi öğrencilerini düşündü.
Bir öğrenci evde ailesiyle konuşurken bir kelimeyi farklı söylüyor, sınıfta öğretmenine seslenirken başka bir söyleyiş biçimini tercih edebiliyordu. Bu durum, öğrencinin evdeki konuşmasının değersiz olduğu anlamına gelmiyordu. Aksine, farklı ortamlara uyum sağlamak için farklı dil biçimleri kullanabildiğini gösteriyordu.
Deniz, dilin toplumsal boyutunu açıklarken fonetik ve fonolojinin tek başına bütün bu soruları cevaplamadığını da belirtti.
“Bir sesin nasıl üretildiğini fonetikle inceleyebiliriz. Bir ses karşıtlığının anlam ayırıp ayırmadığını fonolojiyle araştırabiliriz. Fakat insanların belirli bir söyleyiş biçimini neden daha saygın, daha eğitimli veya daha yerel bulduğunu anlamak için sosyodilbilim gibi başka alanlara da bakmalıyız.”
Kemal Usta bu konuşmayı dikkatle dinliyordu.
“Ben gençken büyüklerimiz bazı kelimeleri farklı söylerdi. Şimdi torunlarım benim konuşmama gülüyor. Bazen kendimi yanlış konuşuyormuşum gibi hissediyorum.”
Elif, onun sözünü kesmeden dinledi.
“Belki de mesele yalnızca doğru veya yanlış konuşmak değildir,” dedi. “Bazen bir söyleyiş, bir insanın nereden geldiğini, kimlerle büyüdüğünü ve hangi anıları taşıdığını da anlatır.”
Bu noktada Murat da kendi düşüncesini paylaştı:
“Yine de ortak bir dil kullanabilmek önemli. İnsanlar aynı kavramları anlayabilmeli. Farklı söyleyişler yüzünden bir duyuru yanlış anlaşılacaksa bunu önlemek için açık ve anlaşılır bir iletişim planı yapmak gerekir.”
Elif, Murat'ın sözlerine katıldı ama bir ayrıntı ekledi:
1. Bir Sabah Başlayan Dil Macerası: Aynı Kelime, Farklı Anlamlar
Geçenlerde dilin hayatımızdaki yerini yeniden düşünmeme neden olan bir hikâyeyle karşılaştım. Belki sizin de başınıza gelmiştir: Bir kelime söylersiniz, karşınızdaki kişi sizi yanlış anlar. Siz aynı kelimeyi söylediğinize eminsinizdir ama o, bambaşka bir şey duyduğunu iddia eder. İlk başta bunu basit bir telaffuz meselesi sanırsınız. Oysa dilin içine biraz daha yaklaştığınızda, seslerin yalnızca nasıl çıkarıldığının değil, bir toplumda nasıl anlam kazandığının da önemli olduğunu fark edersiniz.
Bugün size fonetik ve fonoloji arasındaki farkı bir ders kitabının kuru tanımlarıyla değil, küçük bir Anadolu kasabasında yaşanan ilginç bir olay üzerinden anlatmak istiyorum. Hikâyemizde bir öğretmen, bir mühendis, bir dil araştırmacısı ve yıllardır kasabanın hafızasını taşıyan bir esnaf var. Her biri aynı sesleri farklı biçimlerde yorumluyor. Üstelik hiçbiri bütünüyle haksız değil.
Kasabanın adı Gökdere olsun. İnsanların birbirini tanıdığı, sabahları fırın önünde sohbetlerin uzadığı, farklı kuşakların aynı sokaklarda farklı kelimeler kullandığı bir yer burası.
Bir gün kasabanın kültür merkezine eski bir ses kayıt cihazı getiriliyor. Cihaz, yıllar önce yapılmış bir sözlü tarih çalışmasından kalma. Kayıtlarda kasabanın yaşlıları, eski gelenekleri, düğünleri ve günlük yaşamı anlatıyor. Ancak kayıtların bir bölümünde ilginç bir anlaşmazlık ortaya çıkıyor: Bazı kelimeler bugünün gençlerine farklı geliyor. Kimi kelimelerin sonundaki sesler yutuluyor, kimi sesler uzatılıyor, kimi sözcüklerse neredeyse başka bir biçime dönüşüyor.
Kültür merkezinde çalışan Elif, kayıtları dinlerken şöyle düşünüyor:
“İnsanlar aynı dili konuşuyorsa birbirlerini neden bazen bu kadar farklı anlıyorlar? Ses mi değişiyor, yoksa bizim sesi yorumlama biçimimiz mi?”
İşte fonetik ve fonoloji arasındaki ayrım tam bu noktada başlıyor.
2. Elif'in Keşfi: Fonetik, Seslerin Fiziksel Dünyasıdır
Elif, kasabanın okulunda Türkçe öğretmenliği yapan, öğrencilerinin yalnızca doğru konuşmasını değil, kendi seslerini rahatça kullanabilmesini de önemseyen biriydi. Kültür merkezindeki kayıtları incelerken ses bilimi üzerine çalışan arkadaşı Deniz'den yardım istedi.
Deniz, üniversitede dilbilim eğitimi almıştı. İlk buluşmalarında Elif'e karmaşık terimler sıralamak yerine bir deney önerdi.
Masaya iki bardak koydu ve şöyle dedi:
“Şimdi ikimiz de aynı kelimeyi söyleyelim. Ardından sesimizin nasıl oluştuğuna bakalım.”
Elif, “masa” dedi. Deniz de aynı kelimeyi tekrarladı.
Deniz, seslerin oluşumunda dilin, dudakların, dişlerin, damağın, ses tellerinin ve hava akımının rolünü anlattı. İnsan konuşurken akciğerlerden gelen hava, ses yolundaki çeşitli organların hareketleriyle biçimleniyordu. Bu hareketler, kulağımızın algıladığı ve ölçülebilen sesleri ortaya çıkarıyordu.
“Fonetik,” dedi Deniz, “konuşma seslerini fiziksel özellikleriyle inceler. Ses nasıl üretiliyor, havada nasıl yayılıyor ve kulağımız tarafından nasıl algılanıyor? Fonetiğin temel soruları bunlar.”
Elif merakla sordu:
“Yani ben bir kelimeyi daha kalın sesle söylersem ya da bir sesi biraz uzatırsam, bu fonetiğin alanına mı giriyor?”
“Evet, bu tür değişikliklerin fiziksel yönü fonetikle ilgilidir. Elbette bunların dilde nasıl bir işlev taşıdığına bakmaya başladığımızda fonolojiyle de ilişki kurarız.”
Deniz daha sonra telefonundaki bir ses analiz uygulamasını açtı. Elif'in söylediği kelimenin ses dalgasını gösterdi. İki kişinin aynı kelimeyi söylemesine rağmen ses kayıtlarının birebir aynı olmadığını fark ettiler.
Birinin sesi daha ince, diğerininki daha kalındı. Bazı seslerin süresi değişiyordu. Sözcüklerin vurguları da birbirinden farklıydı.
Elif şaşırdı:
“Demek ki aynı kelimeyi söylesek bile ortaya çıkan fiziksel ses tamamen aynı olmuyor!”
Deniz başını salladı.
“Kesinlikle. Bir insanın yaşı, ses yolu, konuşma alışkanlıkları, konuştuğu ortam ve duygusal durumu bile sesin fiziksel özelliklerini etkileyebilir. Fonetik, bu farklılıkları incelememize yardımcı olur.”
Bu sırada kültür merkezinin kapısı açıldı. İçeriye kasabanın eski saatçisi Kemal Usta girdi. Elindeki eski bir ses kaydını masaya bıraktı.
“Ben bu konuşmaları çocukluğumda da duyardım,” dedi. “Ama gençler şimdi bazı kelimeleri başka türlü söylüyor. Acaba eskiler mi yanlış konuşuyordu?”
Deniz gülümsedi.
“Bir sesin farklı söylenmesi, tek başına yanlış konuşulduğu anlamına gelmez. Önce bu farklılığın hangi koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekir.”
Bu cümle Elif'in aklında kaldı. Çünkü dil, yalnızca kurallardan oluşmuyordu; insanların bedenlerinde, yaşadıkları çevrede ve gündelik ilişkilerinde de hayat buluyordu.
Peki siz hiç kendi sesinizi bir kayıttan dinleyip şaşırdınız mı? Konuşurken hissettiğiniz sesle dışarıdan duyulan sesin farklı olması, fonetiğin günlük hayatımızdaki en tanıdık örneklerinden biri sayılabilir.
3. Murat'ın Yaklaşımı: Fonoloji, Seslerin Dil İçindeki Görevidir
Ertesi gün kültür merkezine Murat geldi. Murat, kasabanın belediyesinde çalışan bir inşaat mühendisiydi. Sorunları parçalara ayırarak incelemeyi, ölçülebilir veriler toplamayı ve uygulanabilir çözümler üretmeyi severdi.
Elif, ona eski kayıtlardaki kelime farklılıklarını anlattı.
Murat hemen bir not defteri çıkardı.
“Önce farklı söylenen kelimeleri listeleyelim. Sonra hangi seslerin değiştiğini belirleyelim. Ardından bu değişikliklerin anlamı etkileyip etkilemediğini kontrol edelim.”
Elif gülümsedi.
“Sen daha baştan bir araştırma planı hazırladın!”
“Bir problemi anlamanın ilk adımı, neyin değiştiğini belirlemektir,” diye karşılık verdi Murat.
Deniz, Murat'ın önerisini duyunca önemli bir ayrıntı ekledi:
“Tam da burada fonoloji devreye giriyor. Fonoloji, bir dildeki seslerin nasıl düzenlendiğini, hangi ses karşıtlıklarının anlam ayırdığını ve seslerin hangi kurallara göre değiştiğini inceler.”
Bunu açıklamak için Türkçeden iki kelime örneği verdi: bal ve dal.
İlk kelimenin başındaki /b/ sesi ile ikinci kelimenin başındaki /d/ sesi değiştiğinde kelimenin anlamı da değişiyordu. Bu nedenle Türkçede /b/ ve /d/, bu örnekte anlam ayıran ses birimleriydi. Dilbilimde bu tür anlam ayırıcı ses birimlerine fonem denir.
Murat, defterine iki kelimeyi yazdı.
“Yani burada önemli olan yalnızca iki sesin fiziksel olarak farklı olması değil, bu farkın kelimenin anlamını değiştirmesi.”
“Evet,” dedi Deniz. “Fonoloji, seslerin dil sistemindeki işlevine odaklanır.”
Murat bu kez başka bir soru sordu:
“Peki, aynı fonem farklı insanlar tarafından biraz farklı telaffuz edilirse ne olur?”
Deniz, bu sorunun konunun en önemli noktalarından birine ulaştığını söyledi. Bir fonemin farklı fiziksel gerçekleşmeleri, belirli koşullarda anlamı değiştirmeden ortaya çıkabilir. Bu tür gerçekleşmeler dilbilimde alofon olarak adlandırılır.
Başka bir ifadeyle, konuşan iki kişinin aynı ses birimini tam olarak aynı biçimde üretmesi gerekmez. Seslerin fiziksel farklılıkları, dilde her zaman anlam farklılığı yaratmaz.
Elif, bir süre sessiz kaldıktan sonra şöyle dedi:
“Demek ki fonetik bize sesin nasıl duyulduğunu ve üretildiğini anlatırken fonoloji, o sesin dilde ne işe yaradığını anlamamıza yardım ediyor.”
Deniz, “Aynen öyle,” diye karşılık verdi.
Murat ise defterine büyük harflerle şu cümleyi yazdı:
Fonetik sesin fiziksel özelliklerini, fonoloji ise sesin dil sistemi içindeki işlevini inceler.
Bu cümle, Gökdere'deki araştırmanın temel ilkesi hâline geldi.
4. Aynı Ses, Farklı Dünya: Dilin Tarihsel ve Toplumsal Yüzü
Araştırma ilerledikçe Elif, Murat ve Deniz eski kayıtların yalnızca telaffuz farklılıklarını değil, kasabanın geçmişini de taşıdığını fark ettiler.
Kayıtlarda farklı yaşlardan insanlar konuşuyordu. Bazıları köy yaşamını anlatırken yerel söyleyiş özelliklerini koruyor, bazıları şehirde çalışmaya başladıktan sonra edindikleri konuşma alışkanlıklarını kullanıyordu. Gençlerin konuşmalarında ise okul, televizyon, internet ve farklı şehirlerden gelen arkadaşların etkisi hissediliyordu.
Elif, kayıtları dinlerken kendi öğrencilerini düşündü.
Bir öğrenci evde ailesiyle konuşurken bir kelimeyi farklı söylüyor, sınıfta öğretmenine seslenirken başka bir söyleyiş biçimini tercih edebiliyordu. Bu durum, öğrencinin evdeki konuşmasının değersiz olduğu anlamına gelmiyordu. Aksine, farklı ortamlara uyum sağlamak için farklı dil biçimleri kullanabildiğini gösteriyordu.
Deniz, dilin toplumsal boyutunu açıklarken fonetik ve fonolojinin tek başına bütün bu soruları cevaplamadığını da belirtti.
“Bir sesin nasıl üretildiğini fonetikle inceleyebiliriz. Bir ses karşıtlığının anlam ayırıp ayırmadığını fonolojiyle araştırabiliriz. Fakat insanların belirli bir söyleyiş biçimini neden daha saygın, daha eğitimli veya daha yerel bulduğunu anlamak için sosyodilbilim gibi başka alanlara da bakmalıyız.”
Kemal Usta bu konuşmayı dikkatle dinliyordu.
“Ben gençken büyüklerimiz bazı kelimeleri farklı söylerdi. Şimdi torunlarım benim konuşmama gülüyor. Bazen kendimi yanlış konuşuyormuşum gibi hissediyorum.”
Elif, onun sözünü kesmeden dinledi.
“Belki de mesele yalnızca doğru veya yanlış konuşmak değildir,” dedi. “Bazen bir söyleyiş, bir insanın nereden geldiğini, kimlerle büyüdüğünü ve hangi anıları taşıdığını da anlatır.”
Bu noktada Murat da kendi düşüncesini paylaştı:
“Yine de ortak bir dil kullanabilmek önemli. İnsanlar aynı kavramları anlayabilmeli. Farklı söyleyişler yüzünden bir duyuru yanlış anlaşılacaksa bunu önlemek için açık ve anlaşılır bir iletişim planı yapmak gerekir.”
Elif, Murat'ın sözlerine katıldı ama bir ayrıntı ekledi: