Dinen mal nasıl bölünür ?

Emirhan

New member
Dinen Mal Nasıl Bölünür? İslam’da Miras Paylaşımının Mantığı, Hesabı ve Aile Hayatındaki Karşılığı

Miras konusu açıldığında çoğu ailede aynı anda iki farklı duygu ortaya çıkıyor: “Hakkım ne?” sorusu ve “Bu mesele yüzünden kardeşimle aram bozulmasın” endişesi. Özellikle ev, arsa, tarla, dükkân veya birikim gibi maddi değeri yüksek şeyler söz konusu olduğunda konu yalnızca matematik olmaktan çıkıyor. Geçmişte kimin anne-babaya baktığı, kimin masrafları üstlendiği, kimin evden ayrıldığı, kimin yıllarca fedakârlık yaptığı gibi hatıralar da masaya geliyor.

İslam’da miras sistemi tam da bu nedenle sadece “mal kaç kişiye bölünecek?” sorusundan ibaret değil. Kur’an’da mirasçıların kimler olduğu ve bazı payların ne kadar olacağı ayrıntılı biçimde düzenlenmiş durumda. Nisâ sûresinin 7. ayeti erkeklerin yanında kadınların da mirasta belirlenmiş hakkı bulunduğunu açıkça ifade ediyor. Nisâ 11, 12 ve 176. ayetler ise miras paylaşımının temel çerçevesini oluşturuyor.

Fakat burada çok önemli bir ayrım var: İslam miras hukuku ile Türkiye’de devletin uyguladığı medeni hukuk aynı sistem değildir. “Dinen nasıl bölünür?” sorusuna cevap verirken dini hüküm ile hukuki işlemi birbirine karıştırmamak gerekir.

Önce en önemli kural: Miras hemen kardeşler arasında bölünmez

İslam hukukunda vefat eden kişinin bıraktığı malın tamamı doğrudan çocuklar arasında paylaştırılmaz. Öncelikle terekenin gerçek miktarı ortaya çıkarılır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Nisâ 11-12 tefsirinde de açıklandığı üzere, ölen kişinin borçları ve geçerli vasiyeti dikkate alındıktan sonra kalan tereke mirasçılara dağıtılır. Vasiyet bakımından klasik İslam hukukundaki temel sınır, mirasçı olmayan kişiler için terekenin üçte biridir; üçte birden fazlasını kapsayan vasiyet, mirasçıların rızası olmadıkça geçerli kabul edilmez.

Basit bir örnek verelim:

Bir kişinin geride 900.000 TL değerinde mal bıraktığını düşünelim. Ancak 100.000 TL borcu ve mirasçı olmayan bir kişiye 100.000 TL vasiyeti olsun.

Önce:

900.000 TL - 100.000 TL borç = 800.000 TL

Vasiyet 100.000 TL olduğundan kalan:

800.000 TL - 100.000 TL = 700.000 TL

Artık mirasçıların payları bu 700.000 TL üzerinden hesaplanır.

Dolayısıyla “Babamın 900 bin lirası vardı, üç kardeşiz, kişi başı 300 bin” demek dini açıdan doğru bir hesap yöntemi değildir. Önce terekenin gerçekten ne kadar olduğu belirlenmelidir.

Erkeğe iki, kadına bir pay meselesi tam olarak ne demek?

İnsanların en fazla duyduğu kural Nisâ sûresi 11. ayetteki çocuklarla ilgili hükümdür. Ayette, erkek çocuğun payının iki kız çocuğunun payına denk olduğu belirtilir.

Örneğin bir baba öldüğünde geride yalnızca bir erkek çocuk ve bir kız çocuk kaldığını ve dağıtılacak terekenin 900.000 TL olduğunu varsayalım.

Toplam pay sayısı:

Erkek çocuk: 2 pay

Kız çocuk: 1 pay

Toplam: 3 pay

900.000 / 3 = 300.000 TL

Buna göre:

Erkek çocuk: 600.000 TL

Kız çocuk: 300.000 TL

Burada “kadının değeri erkeğin yarısıdır” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Çünkü miras payı her durumda “erkek = 2, kadın = 1” şeklinde uygulanmaz.

Diyanet’in açıklamasında özellikle bu noktaya dikkat çekiliyor: Bütün miras durumlarında kadının payı erkeğin yarısı değildir. Örneğin çocukları bulunan bir kişinin ölümünde anne ve baba mirasçıysa, her ikisinin payı altıda birdir. Yine bazı ana bir kardeşlik durumlarında erkek ve kadın aynı oranda miras alabilir.

Yani miras hesabında cinsiyetten önce miras bırakanla akrabalık derecesi ve diğer mirasçıların bulunup bulunmaması önemlidir.

Bir kız çocuğu varsa her zaman sadece yarım mı alır?

Hayır. Bu da sık yapılan hatalardan biri.

Nisâ 11'e göre tek kız çocuğunun, belirli şartlarda, mirasın yarısını alması mümkündür. İki veya daha fazla kız çocuğunun ise erkek çocuk bulunmaması gibi ilgili şartlar altında toplam üçte iki payı vardır. Erkek çocuklarla birlikte olduklarında ise erkek çocuğa iki, kız çocuğa bir oranı uygulanır.

Mesela geride:

2 kız çocuk,

başka mirasçıların payları hesaba katıldıktan sonra kız çocuklara ayrılan 600.000 TL

bulunduğunu düşünelim.

İki kız bu 600.000 TL'yi eşit şekilde paylaşır:

Kişi başı 300.000 TL.

Dolayısıyla “İslam'da kadın her zaman erkeğin yarısını alır” cümlesi teknik açıdan fazla genelleyicidir.

Anne ve babanın mirastaki payı ne oluyor?

Nisâ 11'de anne ve babaya ilişkin de açık oranlar bulunmaktadır. Ölen kişinin çocuğu varsa, anne ve babanın her biri için altıda bir pay öngörülür. Çocuğun bulunmadığı bazı durumlarda ise annenin payı farklılaşır; kardeşlerin bulunması da annenin payını etkileyebilir.

Bu nedenle gerçek bir miras hesabı yapılırken sadece “kaç erkek çocuk, kaç kız çocuk var?” diye bakmak yeterli değildir.

Örneğin bir kişinin:

eşi,

iki oğlu,

bir kızı,

annesi,

babası

hayattaysa, bütün mirası yalnızca üç çocuk arasında bölmek yanlış olur. Eşin ve anne-babanın da durumlarına göre miras hakkı bulunabilir.

İşte pratikte en fazla hata burada ortaya çıkıyor: Aile bireyleri kendi aralarında “Biz üç kardeşiz, mal üçe bölünecek” diye düşünüyor ama hukuki ve dini açıdan başka mirasçıların varlığı hesabı tamamen değiştirebiliyor.

Peki eşin miras payı ne kadar?

Sağ kalan eşin payı da tek bir rakam değildir. İslam miras hukukunda eşin payı, ölen kişinin çocuklarının bulunup bulunmaması ve diğer mirasçıların durumuna göre değişir.

Bu nedenle “Kadın evlenince kocasının bütün malına ortak olur” veya “Koca ölünce kadın sadece çocukların payından bir miktar alır” gibi halk arasında dolaşan basitleştirilmiş ifadeler güvenilir bir hesap yöntemi değildir.

Ayrıca burada dini miras ile Türkiye Cumhuriyeti hukukunu özellikle ayırmak gerekir. Türk Medeni Kanunu'nda sağ kalan eş, ölen kişinin altsoyu ile birlikte mirasçıysa yasal mirasın dörtte birini; ana-baba zümresiyle birlikteyse yarısını; büyük ana-büyük baba zümresiyle birlikteyse dörtte üçünü alır.

Dolayısıyla Türkiye'de tapu, banka hesabı, taşınmaz veya diğer malların resmi intikali yapılırken “dinen oran” ile “kanunen oran” aynı kabul edilmemelidir.

Kadın neden bazı durumlarda daha az pay alıyor?

Burada tartışmanın en hassas noktalarından birine geliyoruz.

Klasik İslam hukukundaki açıklamalarda miras payları, yalnızca alınan miktar üzerinden değil, kişinin mali sorumluluklarıyla birlikte değerlendirilir. Diyanet'in açıklamasında da İslam'ın mali hükümlerinde “külfet-nimet dengesi” yaklaşımına dikkat çekiliyor; erkek açısından mehir, aile nafakası ve geçim sorumluluğu gibi mali yükümlülüklerin bulunduğu belirtiliyor.

Fakat bunu bugünün aile hayatına mekanik biçimde uygulamak da tartışmalı bir yaklaşım doğurabilir.

Çünkü modern ailelerde ekonomik roller değişti. Bir kadın ailesinin gelirinin büyük bölümünü sağlayabilir; bir erkek ev içi bakımın ve çocukların sorumluluğunun büyük bölümünü üstlenebilir. Dolayısıyla gerçek hayattaki “kim daha çok çalıştı?” sorusu yalnızca maaş bordrosuyla ölçülemez.

Kadın açısından mesele çoğu zaman yalnızca “kaç lira alıyorum?” değildir. Evin satılması durumunda yaşanacak yer değişikliği, çocukların düzeni, bakım emeğinin karşılığı ve aile bağlarının korunması gibi sosyal ve duygusal sonuçlar da önemlidir.

Erkek açısından ise özellikle taşınmaz, borç, işletme veya tarla gibi mallarda “Bu mal nasıl kullanılacak, satılacak mı, üretime devam edecek mi?” sorusu daha pratik bir mesele olarak öne çıkabilir.

Bunları kadınlar duygusal, erkekler ekonomik düşünür şeklinde klişeleştirmek doğru olmaz. Gerçek hayatta her iki yaklaşım da aynı kişinin içinde bulunabilir. Daha sağlıklı olan, mirasın hem ekonomik değerini hem de aile üzerindeki sosyal etkisini birlikte değerlendirmektir.

Gerçek hayatta asıl problem çoğu zaman hesap değil, taşınmazdır

Diyelim ki üç kardeşe kalan mirasın toplam değeri 3 milyon TL olsun. Kâğıt üzerinde hesap kolay görünebilir. Fakat mirasın tamamı tek bir evden oluşuyorsa sorun başlar.

Üç mirasçının hisseleri farklı olabilir ama ev fiziksel olarak üç parçaya bölünemez. Bir kardeş “Ben evde oturuyorum, satmayalım” derken diğer kardeş “Benim paraya ihtiyacım var” diyebilir.
 
Üst