Renkli
New member
Yalnız yaşayan insanlar, terk edilmiş evler, geceleri duyulan sesler, ölüm, hastalık, bilinmeyen olaylar ve toplumsal kaygılar zamanla efsanelere dönüşebilir.
Derya bunu şöyle açıkladı:
"Bir toplum bir olayı açıklayamıyorsa, o olayın etrafında hikâye oluşturabilir. Hikâye de nesilden nesile aktarıldıkça ilk olaydan bağımsızlaşabilir."
Bu yaklaşım bana oldukça düşündürücü geldi.
Çünkü belki de "Cin en çok neden korkar?" sorusundan önce şu soruyu sormalıyız:
"İnsanlar neden cinlerden korkmayı öğrendi?"
Kadınların ve Erkeklerin Yaklaşımı: Hikâyedeki Gerçek Fark
Murat ile Derya'nın davranışları burada özellikle dikkat çekiciydi.
Murat sürekli çözüm arıyordu. Sesin kaynağını buluyor, kapıların neden hareket ettiğini inceliyor, binanın fiziksel durumunu kontrol ediyor ve olasılıkları tek tek eliyordu.
Derya ise insanların birbirleriyle ilişkisine odaklanıyordu. Neriman Hanım'ın anlattığı ayrıntıları hatırlıyor, Fatma'nın yalnızlığını anlamaya çalışıyor ve mahalledeki değişimin hikâyeyi nasıl etkilediğini araştırıyordu.
Bunu "erkekler böyledir, kadınlar şöyledir" şeklinde okumak doğru olmaz.
Tam tersine, hikâyenin bize gösterdiği şey, farklı düşünme biçimlerinin birbirini tamamlayabileceğiydi.
Murat'ın analitik yaklaşımı olmadan evdeki seslerin fiziksel nedenleri anlaşılmayacaktı.
Derya'nın empatik yaklaşımı olmadan ise Fatma'nın hikâyenin neden merkezine yerleştiği anlaşılamayacaktı.
Biri "Bu nasıl oldu?" diye soruyordu.
Diğeri "Bu insanları nasıl etkiledi?" diye.
Gerçeğe yaklaşmak için bazen iki soruya da ihtiyaç vardır.
Cinlerin Korktuğu Şeyler Hakkında Halk Anlatıları
İşte bu noktada internette sık karşılaşılan "cinler şundan korkar" listelerine biraz mesafeli yaklaşmak gerekiyor.
Demir, tuz, ateş, sirke, dua, belirli sureler, yüksek ses, ışık veya başka nesneler farklı coğrafyalarda cinlere karşı korunma unsuru olarak anlatılabilir. Ancak bunların hepsini bütün İslam coğrafyalarında geçerli tek bir "cin korkusu" gibi sunmak tarihsel açıdan doğru değildir.
Encyclopaedia Iranica'nın aktardığı folklorik malzemelerde örneğin cinlerin gece dökülen kaynar sudan rahatsız olacağına inanıldığı görülür. Gilan bölgesindeki halk inanışlarında ise karanlık, ormanlar ve terk edilmiş yapılar cin anlatılarıyla ilişkilendirilmiştir.
Başka anlatılarda cinlerin çeşitli hayvan biçimlerine girebildiği düşünülmüştür. Bazı İran ve Orta Doğu folklorlarında cin kavramı zaman zaman gul, peri veya başka doğaüstü varlıklarla da birbirine karışmıştır. Bu nedenle "cin" kelimesinin her hikâyede aynı varlığı ifade ettiğini düşünmek yanıltıcı olabilir.
İslamî açıdan ise Kur'an'daki anlatı daha farklı bir çerçeve sunar: Cinler arasında farklı grupların bulunduğu ve insanların yanı sıra onların da doğru yolu işitebildiği anlatılır.
Bu ayrım önemli.
Çünkü korku hikâyeleriyle dinî metinleri birbirine karıştırdığımızda, yüzyıllar içinde oluşmuş folklorik ayrıntıları dinin kesin hükümleriymiş gibi aktarma riski ortaya çıkar.
Gecenin Sonunda Gelen Ses
O gece üçü yeniden eski eve döndü.
Saat gece yarısını geçmişti.
Murat:
"Bu kez ses gelirse kaynağını bulacağım."
Derya:
"Bu kez önce dinleyelim."
Selim gülümsedi.
"İkiniz de farklı şey söylüyorsunuz ama aynı şeyi yapıyorsunuz."
"Ne yapıyoruz?" diye sordular.
"Bilmediğimiz bir şeyi hemen açıklamak yerine anlamaya çalışıyoruz."
Tam o anda üst kattan yine bir ses geldi.
Tak.
Üçü sustu.
Tak.
Murat merdivenlere yöneldi.
Derya onun koluna hafifçe dokundu.
"Bir dakika."
Herkes sustu.
Ve üçüncü ses gelmedi.
Bunun yerine dışarıdan bir köpek havlaması duyuldu.
Murat merdivenleri çıkıp çatı katına baktı. Eski pencerenin rüzgârla hareket ettiğini gördü.
Sonra aşağı indi.
"Sanırım bulduk."
Selim:
"Cin yok muydu yani?"
Murat omuz silkti.
"Ben burada cin olmadığını kanıtlayamam."
Derya gülümsedi.
"Ben de olduğunu kanıtlayamam."
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Derya:
"Belki de önemli olan bu değil."
Peki Cin En Çok Neden Korkar?
Bu hikâyeden sonra bu soruya tek kelimelik bir cevap vermek bana artık mümkün görünmüyor.
Folklor açısından bakarsak farklı kültürlerde cinlerin korktuğu veya kaçındığı düşünülen pek çok şey var. Dua, kutsal sözler, ateş, demir ve çeşitli korunma ritüelleri bunların arasında yer alabiliyor. Fakat bunların kültürden kültüre değiştiğini ve bilimsel olarak "cinlerin korktuğu şeyler" şeklinde doğrulanmış bilgiler olmadığını ayırmak gerekiyor.
Dinî açıdan bakıldığında ise Kur'an'da cinlerin kendilerinin bile doğru yolu duyduklarında iman ettiklerini söyledikleri anlatılıyor. Bu nedenle onları yalnızca korku unsuru olarak görmek, İslamî metinlerdeki daha geniş çerçeveyi eksik bırakır.
Hikâyeye insani açıdan baktığımızda ise daha ilginç bir cevap çıkıyor:
Belki de insanların cinlere yüklediği en büyük korku, bilinmeyen karşısında kontrolü kaybetme korkusudur.
Karanlıkta bir ses duyduğumuzda zihnimiz hemen bir açıklama arar.
Boş bir evde kapı hareket ettiğinde geçmişte anlatılan hikâyeleri hatırlarız.
Yalnız bir insan geceleri ses çıkardığında ona görünmeyen bir sebep bulabiliriz.
Ve bazen korktuğumuz şey, gerçekten dışarıda olan değil, zihnimizin boşluğu nasıl doldurduğudur.
Bu yüzden benim için bu hikâyenin en çarpıcı sorusu artık "Cinler neden korkar?" değil.
Şu:
İnsan, bilmediği bir şeyden korktuğunda ona nasıl bir hikâye verir?
Belki de yüzyıllardır anlatılan cin hikâyelerinin asıl sırrı burada yatıyor.
Çünkü cinler hakkında anlatılan hikâyeler, en az onlar kadar insanları da anlatıyor.
Sizin çevrenizde de büyüklerden kalan, "cinler bundan korkar" diye anlatılan bir inanış var mı?
Ve yıllar sonra düşündüğünüzde, o inanışın arkasında gerçekten doğaüstü bir olay mı, yoksa toplumun bilinmeyeni açıklama biçimi mi olduğunu düşünüyorsunuz?
Belki de en ilginç hikâye, cevabın kesin olarak bilinemediği hikâyedir.
Girişi daha kişisel ve inandırıcı yapHikâyenin gerilimini finalden önce artır
Girişi daha kişisel ve inandırıcı yap
Hikâyenin gerilimini finalden önce artır
Klişe cinsiyet çerçevesini daha incelikli kur
Derya bunu şöyle açıkladı:
"Bir toplum bir olayı açıklayamıyorsa, o olayın etrafında hikâye oluşturabilir. Hikâye de nesilden nesile aktarıldıkça ilk olaydan bağımsızlaşabilir."
Bu yaklaşım bana oldukça düşündürücü geldi.
Çünkü belki de "Cin en çok neden korkar?" sorusundan önce şu soruyu sormalıyız:
"İnsanlar neden cinlerden korkmayı öğrendi?"
Kadınların ve Erkeklerin Yaklaşımı: Hikâyedeki Gerçek Fark
Murat ile Derya'nın davranışları burada özellikle dikkat çekiciydi.
Murat sürekli çözüm arıyordu. Sesin kaynağını buluyor, kapıların neden hareket ettiğini inceliyor, binanın fiziksel durumunu kontrol ediyor ve olasılıkları tek tek eliyordu.
Derya ise insanların birbirleriyle ilişkisine odaklanıyordu. Neriman Hanım'ın anlattığı ayrıntıları hatırlıyor, Fatma'nın yalnızlığını anlamaya çalışıyor ve mahalledeki değişimin hikâyeyi nasıl etkilediğini araştırıyordu.
Bunu "erkekler böyledir, kadınlar şöyledir" şeklinde okumak doğru olmaz.
Tam tersine, hikâyenin bize gösterdiği şey, farklı düşünme biçimlerinin birbirini tamamlayabileceğiydi.
Murat'ın analitik yaklaşımı olmadan evdeki seslerin fiziksel nedenleri anlaşılmayacaktı.
Derya'nın empatik yaklaşımı olmadan ise Fatma'nın hikâyenin neden merkezine yerleştiği anlaşılamayacaktı.
Biri "Bu nasıl oldu?" diye soruyordu.
Diğeri "Bu insanları nasıl etkiledi?" diye.
Gerçeğe yaklaşmak için bazen iki soruya da ihtiyaç vardır.
Cinlerin Korktuğu Şeyler Hakkında Halk Anlatıları
İşte bu noktada internette sık karşılaşılan "cinler şundan korkar" listelerine biraz mesafeli yaklaşmak gerekiyor.
Demir, tuz, ateş, sirke, dua, belirli sureler, yüksek ses, ışık veya başka nesneler farklı coğrafyalarda cinlere karşı korunma unsuru olarak anlatılabilir. Ancak bunların hepsini bütün İslam coğrafyalarında geçerli tek bir "cin korkusu" gibi sunmak tarihsel açıdan doğru değildir.
Encyclopaedia Iranica'nın aktardığı folklorik malzemelerde örneğin cinlerin gece dökülen kaynar sudan rahatsız olacağına inanıldığı görülür. Gilan bölgesindeki halk inanışlarında ise karanlık, ormanlar ve terk edilmiş yapılar cin anlatılarıyla ilişkilendirilmiştir.
Başka anlatılarda cinlerin çeşitli hayvan biçimlerine girebildiği düşünülmüştür. Bazı İran ve Orta Doğu folklorlarında cin kavramı zaman zaman gul, peri veya başka doğaüstü varlıklarla da birbirine karışmıştır. Bu nedenle "cin" kelimesinin her hikâyede aynı varlığı ifade ettiğini düşünmek yanıltıcı olabilir.
İslamî açıdan ise Kur'an'daki anlatı daha farklı bir çerçeve sunar: Cinler arasında farklı grupların bulunduğu ve insanların yanı sıra onların da doğru yolu işitebildiği anlatılır.
Bu ayrım önemli.
Çünkü korku hikâyeleriyle dinî metinleri birbirine karıştırdığımızda, yüzyıllar içinde oluşmuş folklorik ayrıntıları dinin kesin hükümleriymiş gibi aktarma riski ortaya çıkar.
Gecenin Sonunda Gelen Ses
O gece üçü yeniden eski eve döndü.
Saat gece yarısını geçmişti.
Murat:
"Bu kez ses gelirse kaynağını bulacağım."
Derya:
"Bu kez önce dinleyelim."
Selim gülümsedi.
"İkiniz de farklı şey söylüyorsunuz ama aynı şeyi yapıyorsunuz."
"Ne yapıyoruz?" diye sordular.
"Bilmediğimiz bir şeyi hemen açıklamak yerine anlamaya çalışıyoruz."
Tam o anda üst kattan yine bir ses geldi.
Tak.
Üçü sustu.
Tak.
Murat merdivenlere yöneldi.
Derya onun koluna hafifçe dokundu.
"Bir dakika."
Herkes sustu.
Ve üçüncü ses gelmedi.
Bunun yerine dışarıdan bir köpek havlaması duyuldu.
Murat merdivenleri çıkıp çatı katına baktı. Eski pencerenin rüzgârla hareket ettiğini gördü.
Sonra aşağı indi.
"Sanırım bulduk."
Selim:
"Cin yok muydu yani?"
Murat omuz silkti.
"Ben burada cin olmadığını kanıtlayamam."
Derya gülümsedi.
"Ben de olduğunu kanıtlayamam."
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Derya:
"Belki de önemli olan bu değil."
Peki Cin En Çok Neden Korkar?
Bu hikâyeden sonra bu soruya tek kelimelik bir cevap vermek bana artık mümkün görünmüyor.
Folklor açısından bakarsak farklı kültürlerde cinlerin korktuğu veya kaçındığı düşünülen pek çok şey var. Dua, kutsal sözler, ateş, demir ve çeşitli korunma ritüelleri bunların arasında yer alabiliyor. Fakat bunların kültürden kültüre değiştiğini ve bilimsel olarak "cinlerin korktuğu şeyler" şeklinde doğrulanmış bilgiler olmadığını ayırmak gerekiyor.
Dinî açıdan bakıldığında ise Kur'an'da cinlerin kendilerinin bile doğru yolu duyduklarında iman ettiklerini söyledikleri anlatılıyor. Bu nedenle onları yalnızca korku unsuru olarak görmek, İslamî metinlerdeki daha geniş çerçeveyi eksik bırakır.
Hikâyeye insani açıdan baktığımızda ise daha ilginç bir cevap çıkıyor:
Belki de insanların cinlere yüklediği en büyük korku, bilinmeyen karşısında kontrolü kaybetme korkusudur.
Karanlıkta bir ses duyduğumuzda zihnimiz hemen bir açıklama arar.
Boş bir evde kapı hareket ettiğinde geçmişte anlatılan hikâyeleri hatırlarız.
Yalnız bir insan geceleri ses çıkardığında ona görünmeyen bir sebep bulabiliriz.
Ve bazen korktuğumuz şey, gerçekten dışarıda olan değil, zihnimizin boşluğu nasıl doldurduğudur.
Bu yüzden benim için bu hikâyenin en çarpıcı sorusu artık "Cinler neden korkar?" değil.
Şu:
İnsan, bilmediği bir şeyden korktuğunda ona nasıl bir hikâye verir?
Belki de yüzyıllardır anlatılan cin hikâyelerinin asıl sırrı burada yatıyor.
Çünkü cinler hakkında anlatılan hikâyeler, en az onlar kadar insanları da anlatıyor.
Sizin çevrenizde de büyüklerden kalan, "cinler bundan korkar" diye anlatılan bir inanış var mı?
Ve yıllar sonra düşündüğünüzde, o inanışın arkasında gerçekten doğaüstü bir olay mı, yoksa toplumun bilinmeyeni açıklama biçimi mi olduğunu düşünüyorsunuz?
Belki de en ilginç hikâye, cevabın kesin olarak bilinemediği hikâyedir.
Girişi daha kişisel ve inandırıcı yapHikâyenin gerilimini finalden önce artır
Girişi daha kişisel ve inandırıcı yap
Hikâyenin gerilimini finalden önce artır
Klişe cinsiyet çerçevesini daha incelikli kur